Tarih: Thursday 10 April 2008 Saat: 13:36:41  
avatar

senolakkas
Gönderdiği Mesaj: 5
Offline
Garantili
KIZ
TAVLAMA
SANATI
Suat Yağmuroğlu
SCANEDBYGENUİS
seçme kitaplar
Posta Kutusu: 77
34591 Bahçelievler/İstanbul
Ttf: 0532.4822734
e posta: secmekitaplar@hotmail.com
Birinci basım : Man 1975
İkinci basım: Kasım 1975
Üçüncü basım: 1977
Dördüncü basım: 1979
Beşinci basım: 1994
Genişletilmiş, altıncı basım
Temmuz 2002
Baskı; Eğilim Yayınları Veb Otset Tesisleri
Çatalca/ İstanbul
0212.787 17 00
Bu kitap. İstanbul loptu Basın Asliye Ce/a Mahkemesinin
E. 1977/109veK: 1979/ 35 sayılı karamla aklanmıştır.
ISBN 975 - 7727 - 36 - 9
ÖND€KL€R
GİRİS/7
Tek Tanrılı Dinlerde Cinsellik 7
Tek Tanrılı Dinlerin Doğuşu 11
Hayat Değişiyor mu 13
Cinsel Ahlâk mı Cinsel Ahlâsızlık mı 15
Sevgisiz Cinsel Birleşme Hayvanca Bir
Şey midir 30
Garantili KIZ TAVLAMA SANATI / 37
Kızlarla Birarada Bulunun
Kendinize Güvenin
İlk Adımı Siz Atın
Her Fırsatta Kadına Dokunun
Yalan Söyleyin
İltifat Edip Armağanlar Verin
Kadına Uyun
Sabırlı Olun
Üsteleyin
Size Güvenmesini Sağlayın
Kadınlarla Arkadaş Olmaya Kalkmayın
Kıskanmayın
Kıskandırın
inkâr Edin
İÇkyi Fazla Kaçırmayın
39
45
49
59
63
69
73
75
79
81
85
89
94
97
101
Kolay Teslim Olan Kadınlarla İlişki Kurun
Kadını Eve Götürmesini Bilin
Ayrılmayı Bilin
Çapkınlık Bir Hastalıktır
Son Söz
GÜNCEL BÖLÜM/125
Kadirizm
Cep ve (e mail) için Mesajlar
Günel Altıntaş'tan Seçmeler
Oradan Buradan
Maniler
İNTERNET KILAVUZU 7155
103
115
117
119
122
125
130
135
140
149
GİRİŞ
ÇOK TANRILI DİNLERDE CİNSELLİK
Yeni Gine'nin, Polinezya'nnı, Endonezya, Afrika ve
Güney Amerika'nın dinsel sanatı, Hindistan ve
Japon tapmakları kadar müstehcendir. Kültürün ilk
aşamalannda, ilkel avcı kabilelerinden bizim uygarlığımızın doğduğu
tarımsal toplumlara kadar, hemen hemen her dinsel tören,
müstehcen dans ve sarkılan, gerçek ya da sembolik cinsel birleşmeyi
ve hattâ fahişeliği kapsamaktadır. Dinsel sembolizmin ve
törenlerin şehevîliği, kültürün yüksek düzeylerinde sınırlandırılma
eğilimindeyse de, aynı nitelik, bunlardan hemen önceki aşamalarda
en yaygın biçimiyle yer almıştır. Bu dunun, Özellikle İlerlemiş ve
yüksek uygarlığa ulaşmış milletlerin eski dinlerinde göze çarpmaktadır.
Mısır'ın karmaşık mistik teolojisi, cinsel sembolizmle işlenmişti.
Babil, Küçük Asya ve dağınık Sami kolonilerinin dinleri,
törenlerinin müstehcenliği ile ün salmıştı; ralübeleri kutsal fahişeydi
ve fahişelik her kadına yüklenmiş bir zorunluluktu. Ilcrcılot.
"Mısırlılar ve Yunanlılar dışında bütün milletler, tapmaklarında
cinsel ilişkide bulunurlar" der. Fakat belirttiği bu istisnaları kendisi
bite çürütmektedir. Müstehcenlik ve serbestlik, sonraki dönemlerde
en yüksek noktasına ulaşmışsa da, Yunan dini, Babil ve Suriye
dinlerinin benzeri unsurları kapsamaktaydı: Tapmaklara bağlı
genelevler vardı; cinsiyet organları sembolleri, töresel müstehcenlik
ve cinsel birleşmenin toplumca kutlanması, en kutsal törenlerin
baş unsurları olarak son anına kadar devam etmiştir. Söz gelişi,
Koma'ıun sert ve basit dininde bile, hem de en çok saygı gören
"enlerde, taunların sembolik cinsel organları çeşitli müstehcenlik
Vc sembolik cinsel birleşme yer almaktaydı.
İlkel insanlığın temel ihtiyaçları ve istekleri, böylece
dinsel törenlerin ilk hedefleri, bitki, hayvan ya da insan olsun,
kabileyi artırmak ve çoğalmayı sağlamaktır. Bu amaçlara varmak
için kullanılan en yaygın tören biçimine "taklitçi tılsım" adı verilir.
Av hayvanlarının çoğalmasını isteyen avcılar, o hayranın
dişisi ya da erkeği gibi giyinir ve üreme hareketini taklit eder.
Böylece, Sioux kabilelerinin ağır dansında, boğa kılığına girmiş
erkekler, boğanın sığıra binmesini temsil ederlerdi ve töreni yöneten
rahibe, törenin sonunda, bu hareketi sağlayan erkeklik organı
sembolünü halka göstererek, "Yaratma, hayat ve ölüm gücünü
elinde tuttuğunu" bildirirdi. Başka törenlerde cinsel birleşmeler
yapılır; erkekler eşlerini değiştirirlerdi. Avrupa'nın avcılıkla geçinen
insanları arasında da buna benzer törenlerin pek yaygın olduğunu
ortaya koyan epey belirtiler vardır. Bu tören, Magdalen Çağı
mağara resimlerinde bütünüyle görülebilmektedir.
Ürünlerin yetişmesi de aynı töresel yollarla sağlanmaya
çalışılırdı. Beş kıtada da yaygın olan inanca göre, tohum ekiminin
verimli olması için. bunun cinsel birleşme hareketiyle birlikte
yapılması gerekmekteydi. Bu cinsel birleşme Salvador'un Pipdes-
Icri ve Hindistan'ın \lusqukilcri arasında tohumun toprağa girmesiyle
aynı ana rastlatıhrdı. Bugün Hollanda ve Almanya köylüleri
aynı tedbiri almakta ve tarla üzerinde cinsel ilişkide bulunmaktadırlar.
Girit tarlalarında bereketli bir ürün almak için aynı tedbiıe
başvuran Demeler ile lasioıı'uıı efsanesi, bunun Hellen dünyasında
da yerleşmiş bir gelenek olduğunu göstermektedir. Tarım festivalleri,
özellikle tohum ekmeye ve harman toplamaya ilişkin olanlar,
dünyanın her yerinde ve her çağda genel cinsel hoşgörünün en
belirgin örneklerini vermektedir.
Afrika'da Bantlıların tarım festivalleri, "nitelik bakımından,
lîaküs ayinlerini hatırlatır. Günlük hayatlarında ağırbaşlı olan
kadın ve erkekler, ayin sırasında kendilerini şehvete bırakırlar.
Onları seyrederken utanç duymamak imkânsızdır. Fahişelik serbesttir;
ortam nedeniyle zina hoş görülür." Hindistan'da hamıaıı
festivali genel çapkınlık için bir işarettir ve buna gerekli gözüyle
bakılır.
Erkekler bütün gelenekleri, kadınlar utanmayı bir yana
atarlar; kızlara tam bir serbestlik verilir."
Bu aşırı özgürlüğün belirli bir töresel amacı vardır ve
bazen Kuzey Bomeo'nuıı Dayak kabilelerinde olduğu gibi, çok
kısa sürelidir. Bundan hemen sonra, sosyal düzen eski biçimine
döner. Cezayir'in tarım kesimini meydana getiren nüfusu, cinsel
ahlâklılığı zorlamanın tarım hayatının başarısını engelleyeceği
gerekçesiyle, kadınlarının aşırı çıplaklıklarına sınır konulmasını
istemezler. Atina'nın lesmophoria'sı yani ekim bayramları, "Bereketlilik
tılsımı"mn ilk karakterini -zayıf bir biçimde de olsakorumuştur;
kadınlar, bu bayramlarda ellerinde sembolik erkek
cinsel organları taşırlar ve ayıp sözler söylerlerdi. Romalıların
ekim bayramları olan saturnalia'nın yerini, şimdi Güney Avrupa'nın
karnavalları almıştır. Bunlarda bile, son yıllara kadar erkeklik
organı sembolleri taşımak modası vardı. Lıvjnium'da tanrı
Ulıer. bir araba içinde tarlaların çevresinde dolaştırılır; kocaman
erkeklfk organım kadınlar çiçeklerle süslerlerdi.
Eski Ibraniler. en ciddi yeminleri, yemin edenin elini
havalarına sürdürerek ettirirlerdi. Tanıklık etmek (testify), vasiyet
(testameııtl gibi kelimelerin hepsinin testis (haya) kelimesinden
türediği göz Önüne alınırsa, bu düşüncenin ne kadar yaygınlaştığı
anlaşılabilir. Böylece cinsel birleşme eylemi, tanrısal varlığın kendini
en açık biçimde belirttiği bir olay olarak görülür. Sofu Müslümanlar,
kanlan ile cinsel birleşmeden önce, kısa bir dua ederler;
yani böylece bu eylemin kutsal niteliğini kabul etmiş olurlar.
İlk törenlerde cinsel faaliyetin etkileri, cinsiyetin toplumun
refahını anırmak, tehlikeyi ve kötü talihi savuşturmak için
kullanılmasına kadar uzanır. Bu yüzden, Avustralya'nın karaderilileri,
fırtına başgösterince -refahlarım tehdit eden güçleri yatıştırmak
için- genel bir cinsel cümbüşe başlarlar. Amerimi kabileleri
-her türlü felâkette, salgın hastalıklarda ya da reisin hastalığı sırasında-
tek çare olarak dinsel törenle lan işe! iğe başvururlar. Aynı
Şekilde, bir talihsizlik karşısında kalan Patagoııyahlar, karılarını,
önlerine ilk çıkan yabancıya teslim olma şartıyla, ormana gönderirler.
Eski Ytınaıı'da da buna benzer düşüncelere rastlanmaktadır.
Magna Gaııcia'lı Lokrianlar, düşmanları olan komşulannca
tehdit edilince askerî bir bozgunu önlemek için, kanlarım bir ay
*Qı kentin genelevlerine yerleştirmişlerdi. Korentlil'r, ülkeleri
Pers istilâsı tehdidi altındayken, gösterdikleri yurtseverlik nedeniyle,
fahişeler için bir anıt dikmişlerdi. Firavunlar çağından kaldığına
hiç kuşku olmayan bir gelenek, bugün Aşağı Mısır'ın en saygıdeğer
aileleri arasında pek geçerlidir. Bu ailelerin kadınları, tanrılarından
bir şeyi Özellikle istediklerinde, Ahmed-el- Bedevi'nin Mulid'ine
(ülkenin en popüler dinsel bayramlarından biri) katılmaya
ve orada karşılarına ilk çıkacak erkeğe kendilerini vermeye ant
İçerler.
Toplum yararı için kadınlara yüklenen töresel görevler,
bazı halklarda bütün kadınları kapsar, bazı halk grupları da, özel
olarak seçilmiş, tanrının kanları savılan kadın rahibeleri ve
lıierodülleri (Eski Yuııan'da tanrıya adanmış tapmak esirleri)
görevlendirirler. Bu kadınlar, görevlerini ya tapmaklarda fahişelik
yaparak ya da tanrının kutsanmış rahipleriyle kutsal birleşmede
bulunarak yerine getirirler.
Yaratıcı ve üretici kutsal gücün tabiatla insanlık arasında
desteklenip yayılması için. sadece "cinsel birleşme yöntemi" kullanılmaz;
şehevi heyecan veren her şeyin bu gücü tahrik edeceği
düşünülür. Böylece her çeşit müstehcen söz ve faaliyetin dinsel
tılsım amaçlarına yararlı olduğu kabul edilir. Bengalli Kochslara
göre, "Tanrı, karşısında çıplak kadınların «aksettiğini görmekten,
müstehcen şarkılar duymaktan hoşlanır ve karşılığında iyi bir ürün
ve bereketli yağmurlar gönderir". Bütün bu tılsımlı uygulamalarda
başarıya ulaşmak için. çıplaklığın yardımcı olacağı yolunda evrensel
bir kanı uyanmıştır. Bu çıplaklık, pagan ayinlerinin bir kalıntısı
olan büyücülüğün bir şartıdır. Bugün Avrupa'nın kapalı
topluluklarında hâlâ rastlanan yağmur yağdırma törenlerinde, bu,
açıkça göze çarpmaktadır.*
"Filozof, antropolog ve yazar Robert BrİtfauIfnuıı yukarıdaki sözlerini
Milliyet yayınları arasında çıkan Aşkın Anatontisi'nden aidini. (G A.)
Tek Tanrılı Dinlerin Doğusu
Çok tanrılı dinlerdeki bu cinsel ayinlerin başlıca
İki amacı vardı. Bu amaçların birincisi, tanrıları menir
nun etmek; ikincisiyse, onların vereceği zararlardan
kaçınmaktır. İkinci amaca yönelik ayinler kaçınma ve
yas tutma ayinleridir. Bu ayinlerin karakteristiği cinsel
perhizdir. Cinsel perhizin yamsıra, kendi kendini aşağılama,
kendi vücuduna zarar verme, oruç, temizlikten
kaçınma gibi işlemler de uygulanmaktaydı. İşte tek
tanrılı dinler, ilkel ayinlerin sadece bu tarafını
benimsemişlerdir. Tevrat'ta şöyle denilmektedir:
.Ve başka birinin kana ile zina eden, komşusunun
karısı ile zina eden adam, hem o, hem kadın mutlaka öldürülecektir.
Ve babasının karısı ile yalan, babasının çıplaklığını açmıştır;
ikisi de mutlaka öldürüleceklerdir; kanlan kendi üzerlerinde olacaktır.
Ve bir adam gelirliyle yatarsa, mutlaka ikisi de öldürüleceklerdir,
rezalet ettiler; kanlan kendi üzerlerinde olacaktır. Ve bir
adam, kadınla yatar gibi erkekle yatarsa, ikisi menfur sev yapmışlardır;
mutlaka Öldürüleceklerdir; kanlan kendi üzerlerinde olacaktır.
Ve bir adam bir kadınla beraber anasını alırsa, alçaklıktır; aranızda
alçaklık olmasın diye kendi-si ve kadınlar ateşle yakılacaktır.
Ve bir hayvanla yatan adam mutlaka Öldürülecektir; hayvanı da
öldüreceksiniz. Ve bir kadın bir hayvana yaklaşmak üzere onun
yanma giderse, kadım ve hayvanı öldüreceksin; mutlaka öldürülecekler;
ve kanlan kendi üzerinde olacaktır.
İncil (Matta) ise, daha ileri giderek, zihnen de zina
işlenebileceğini yazmaktadır:
".... Zina etmeyeceksin" denildiğini işittiniz. Fakat ben
size derim: Bir kadına şehvetle bakan her adam zaten yüreğinde
onunla zina etmiştir. Ve eğer sağ gözün sürçmene sebep oluyorsa,
onu çıkar ve kendinden at; çünkü senin için azandan birinin yok
olması, bütün bedeninin cehenneme atılmasından iyidir. Ve eğer
sağ elin sürçmene sebep oluyorsa, onu kes, ve kendinden at, çünkü
senin için azandan birinin yok olması, bütün bedeninin cehenneme
gitmesinden iyidir. Ve: "Kim karısını boşarsa, ona boş kâğıdını
versin" denilmiştir. Fakat ben size derim ki, zinadan başka bir
sebeple karısını boşayan adam onu zaniye eder; ve kim boşanmış
kadınla evlenirse, zina eder.
Kuranın Nur Suresi ise şöyle başlamaktadır:
Btı indirdiğimiz ve hükümlerinin tatbikini larz kıldığımız
bir suredir. İbret (öğüt) alasınız diye onda apaçık ayetler indirdik.
Zina eden kadınla zina eden erkeğin her birine yüzer sopa vurun.
Allah'a ve ahire! gününe inanıyorsanız, bunlara Allah'ın dinini
tatbik hususunda acımayın. Onların ceza görmesine inananlardan
bir grup da şahit olsun. Zina eden erkek, ancak zina eden veya
Allah'a eş koşan bir kadınla evlenebilir. Zina eden kadınla da.
ancak zina eden veya Allah'a eş koşan bir erkek evlenebilir. Btı,
inananlara yasak edilmiştir. Namuslu kadınlara zina isnat edip
sonra ispat için dört şahit getiremeyenlere seksen sopa vurun.
Onların ebediyen şahitliğini kabul etmeyin. İşte onlar, yoldan
Çıkmış kimselerdir.
Cinselliğin tarihiyle mülkiyetin tarihi arasında
bir paralellik olduğunu söyleyen düşünürler bulunduğu
gibi, cinselliğin tarihinin mülkiyetin tarihinin bir sonucu
olduğunu öne süren düşünürler de vardır. Bunlara
göre:
Başlangıçta, aile. hukuk, ahlâk yoktu. Cinsel ilişki hiç bir
kurala bağlanmamıştı. Erkek, rızasını aldığı her kadınla birleyebiliyordu.
Sonraları srup halinde evlilik doğdu. Bu tür evlilikte, bir
gnıptaki erkekler. Öbür gnıptaki bütün kadınların doğuştan kocasıydılar.
Kandaşlık ya da yaş farkı gibi kısıtlamalar yoktu. Avın
şekilde, öbür grubun erkekleri de beriki gnıptaki kadınların doğuştan
kocası sayılıyordu. Bu dununda, doğan çocukların babası bilinemediğinden,
çocuklar ananın oluyor ve zaten basit ev eşyası ve
12
T
ev âletlerinden ibaret olan miras da anadan geçiyordu. Anıa dokumacılık
ve tarımın icadı, hayvanların evci lleşt iril ip yetiştiril meye,
madenlerin işletilmeye ve savaş esirlerinin tarımda kullanılmaya
başlaması servet birikimine, biriken servetin de erkeklerin elinde
toplanmasına yol açtı. Erkek Öldüğünde mirası anasına, ondan da
çocuklarına (yani ölen erkeğin kız kardeşlerine) kalıyordu. Bu
durumda, miras düzenini çocuklar lehine değiştirme eğilimi doğdu.
Bunun için de "babası belli" çocuklar yetiştirmek ve mirasın babadan
geçmesini sağlamak yetiyordu. Çocukların anaya değil, babaya
ait olacağım ve babanın grubunda kalacağını kararlaştırmakla
bu da sağlandı..
İşte kutsal kitapların yukarıda okuduğumuz katı
buyrukları uygarlığın bu aşamasında onaya çıkan "babası
belli" çocuklar yetiştirme ihtiyacına karşılık verdiği
için benimsenmiştir. Maddeci bir görüştür bu. Ahlâkın
değişmesinin kaynağını maddî hayatın kaynağında
arar ve bulur.
Hayat Değişiyor Mu
Ünlü İngiliz yazarı D. H. Lavvreııce İter
uygarlığın bir başı ve bir sonu olduğunu (yani
değiştiğini) ama bu değişikliklerin birbirine benzediğini
ve insan doğasının hep aynı kaldığını öne sürüyor.
Şöyle diyor Lawrence:
13
.... Çağdaş kadının yeni bir tip olduğu söylenmektedir.
Gerçekten de Öyle midir? Geçmişte de bizimkine benzeyen pek
çok kadının var olduğuna ve onlardan biriyle evlenmiş olsaydınız,
onu şimdiki karınızdan hiç de farklı bulmayacağınızdan eminim.
Kadın, kadındır. Yalnız çeşitli dönemlerden geçmiştir. Roma'da,
Siraküza'da, Atina'da, Tep'te iki bin, üç bin yıl Önce kısa saçlı,
boyalı, kokulu bayanlar vardı ve bugünkü boyalı, kısa saçlı ve
kokulu lıaılımlarımız erkeklere neler esinliyorlarsa, onlar da onu
esinlerlerdi.
Bir Alman dergisinde bir karikatür gördüm: Modem bir
gençle modern bir kız, otelin balkonundan gece denize bakıyorlar.
Erkek, "Karanlık denizlerin üstünde yıldızların batışına bak" diyor.
Kız, "Palavrayı kes, oda numaranı 32'dir" diye karşılık veriyor.
İşte bu, "çok modem" kabul edilmektedir. Tanı anlamıyla
modem bir kadın. Fakat Tiberias döneminde, Kapri'de kadınların
Romalı ya da Kampanalı sevgililerine, aynı şekilde, "Palavrayı
kes" dediklerine inanıyorum ben. Hattâ, Kleopatra döneminde
iskenderiyeli kadınlann bile. Tarihin bazı dönemleri "modem"dir.
Tarih tekerleği döndükçe, kadınlar "modern" olurlar, soma yine
modernlikten uzaklaşırlar. Son imparatorluk çağında Romalı
kadınlar gerçekten moderndiler. Plöleme döneminin Mısır'ında da
Öyle... "Palavrayı kes" tipi modern! Yalnız, oteller başka türlü
işletilirdi o zaman.
Modernlik, bizim bu yakınlarda icat ettiğimiz bir s^y
değildir; uygarlıkların sonunda gelmiştir. Sonbaharda yapraklanıl
sararması gibi, bilinen her uygarlığın (İster Roma, ister Yunan ve
Mısır olsun) sonunda kadınlar da modern olmuşlardır. Akıllıydılar,
güzel giyinirlerdi. "Palavrayı kes!" derlerdi ve akıllarına geleni de
yaparlardı.
Hayat gerçekten değişmektedir. Artık Türkiye,
elli yıl, yüz yıl önceki Türkiye; dünya, eski dünya değildir.
Ahlâk, gün geçtikçe, cinsel ve dinsel niteliği"
yitirmektedir. Lavvrence'in dediği gibi. kadınlann mo"
dernleşmesi, uygarlığın sonunun geldiğinin gerçekten
/4
bir işareti olsaydı bile üzülmemek gerekirdi. Çünkü,
uygarlıklar insanlığın adımlarıdır. İnsanlık uygarlıktan
uygarlığa geçerek yol almaktadır.
Cinsel Ahlâk Mı
Cinsel Ahlâksızlık Mı
Bizim gibi, düşünce özgürlüğünün bulunmadığı
ülkelerin yazarları şu gerçeği acı deneylerle öğrenmişlerdin
Eleştiri (iktidar sahiplerinin yıkıcı diye nitelendirdiği
eleştiriler de) kaynağı "daha iyfye ulaşmak
özlem ve düşüncesinde bulunan bir fikir demetidir. Bu
bakımdan, yıkıcı olması imkânsızdır. .Asıl yıkıcı olan,
"memleketin yüksek menfaatleri", "binlerce yıllık geleneğimiz",
"ahlâk", "din", "millî birlik ve beraberlik"
gibi kişiden kişiye değişen kavramlar öne sürerek eleştirinin
önlenmesidir. Eleştiriyi önleyen toplumlar hayat
damarlarından pek çoğunu kesmiş olurlar. Eleştiri
tehlikeyi ve ondan kurtulma yollarını gösterir.
Devekuşu gibi. başını kuma gömerek tehlikeden
kurtulduğunu sananlar tehlikenin en büyüğüyle karşı
karsı vadi rlar. Onların tek kurtuluşu ölümdür.
Ülkemizde, düşünce özgürlüğünün ne kadar ağır
bir baskı altında olduğunu anlamak için, yayımlanan
kitaplara bakmak yeter. Bütün düşünce kitapları yabancı
yazarlardan çevrilmedir. Yerli yazarların kitaplarındaki
dipnotların % 99'u yabancı kitaplardan yapılan
alıntılara ilişkindir. Düşünmek Türk yazarına yasaklanmıştır.
Türk yazan ancak, "doğum", "ölüm" ve "teşekkür"
ilânı yazabilir! Hele cinsel düşünce söz konusu
olduğunda, düşünce özgürlüğünden yana olduğunu öne
süren aydınlanınız bile, yasaklardan yana olurlar, gerici
ahlâkı savunurlar, bilime ve psikolojik gerçeklere sırtlarını
çevirirler. Cinsel özgürlüğü savunanlara, "herkes
istediği zaman, istediği yerde, istediği kimseyle mi birleşsin?"
sözleriyle karşı çıkarlar. Karşı çıktıklan sözlere
dikkat etseler, böyle bir şeyin söylenmediğini kolayca
anlayacaklardır. Anlamaya yanaşmazlar. Yeri gelmişken,
kendilerine şunu soralım: Siz. insanın, istemediği
biriyle, istemediği bir zamanda, istemediği bir yerde mi
sevişmesinden yanaşınız?
Cinsel organları "pis" ve "çirkin"; ilişkiyi ise,
"sözü edilmeye değmez", "aşağılık", "iğrenç" olarak
göstennek isteyen sahte ahlâkçılara Dr. David Rouben,
dilimize Kadın isterse adıyla çevrilen kitabında,
cevap verilmesi güç şeyler söylüyor
Son yılların, gerçek anlamda, en büyük trajedilerinden
biri, insin vücudunu alçaltmak için yapılan denemelerdir. Aslında,
ancak deliler arasında görülebilecek tipte küçük bir grup ahlâk
savaşçısı, aşırı bir heyecanla her Amerikalıyı, aslında kusursuz
biçimde yaratılmış, birbirine uygun yapıları bile ince bir düşünce
ite meydana getirilmiş vücut mekanizmasının "irli", "lekeli",
"iğrenç"bir şey olduğuna inandırmaya çalıştılar. Âdel konusunda,
neredeyse, başarıya ulaşıyorlardı. Beşeri varlığın yaratılışını eşsiz
bir oluşum haline getiren bu kusursuz fizyolojik olay, yani âdet, bu
konuyu herkesten daha iyi bildiklerini ileri süren btı kişiler tarafından,
bir uğursuzluk, bir hastalık olarak nitelendi. Oysa. âdet, aslında
kusursuz bir sağlık durumuna işarettir! Her ay kaybedilen bir
kaç gram kan, cinsel sistemin normal olduğunu, üreme sisteminin
normal çalıştığım gösterir. Artık kan (âdet kanı) temiz değilse, o
ahlâk savaşçılarının bir burun kanaması için de kimbilir neler söylemesi
gerekirdi.
Cinsel ilişkiye gelince. "Ahlak savaşçıları" en büyük
silâhlarını bu noktaya çevirdiler. En beğendikleri kelime "pis"di,
"çirkiıV'di. Halbuki, o konuda dayanılmaktadırlar. Cinsel hayat.
16
çok zevk verici olması bir yana bırakılsa bile, erkekle kadın arasında
meydana gelen her halde en temiz, en ince ilişkidir. Cinsel
organlar, normal olarak sağlık durumu iyi bir insanda zararlı bakterilerden
tamamen yoksundur. Çıkardıkları sıvılar tamamen nukropsuzdur.
Ve vagina ile penis, taklit edilmeyecek biçimde bir
alaya gelecek, birbirlerine uyacak şekilde yaratılmıştır. Oysa, buna
karşılık, insanın boğazı, (o cinsiyet düşmanlarının, o ahlâk
sözcülerinin kendi boğazları da) on iki türden fazla öldürücü
bakterilerle doludur. Bu mikroplar, difteri, belsoguklugu, boğaz
agnsı ve ateşli romatizma yapabilir. Doğrusu, bu ahlâk savaşçıları
İncelemelerine önce kendi burunları ve ağızlarıyla başlasalardı, her
halde daha iyi ederlerdi.
Çağımızın ünlü düşünürü Berirantl Russell da.
Evlilik ve Ahlâk adlı kitabında, cinsellikle uğraşan bir
yazarın, bu gibi konulardan söz edilmemesi gerektiğini
düşünenler tarafından "cinselliğin kendisinde sabit fikir
haline geldiği" şeklinde suçlandığını belirttikten sonra
şunları eklemektedir
Birçok insan, yemeğini yedikten sonra, öteki yemeğe
kadar, başka şeyler düşünür. Öte yandan, riyazete gönül verenler,
ancak yaşayabilecek kadar yiyen kimseler, zengin sofralar, pek
tatlı meyveler getiren şeytanca rüyalar görüp dururlar. Sadece
balina yağı yemek zorunda kalan Antarktik kâşifleri, yurtlarına
döndüklerinde Carlton'da yiyecekleri yemeği düşünürler.
Bu olay gösteriyor ki, cinsiyetin sabit fikir olmasını istemiyorsak,
alılâkçhlann yiyeceğe karşı davranışlarıyla davranmalıdır
cinsiyete karşı, Thcbal keşişlerinin yiyeceğe karşı davraııdıklan
gibi değil. Cinsiyet, yemek, içmek gibi, tabiî bir ihtiyaçtır. İnsan,
yemeden İçmeden yaşayamaz, ama cinsiyetsiz yaşar, bu doğrudur;
ama psikolojik bakımdan cinsiyete karşı olan istek, tıpkı yemek
içmeğe karşı olan istek gibidir. Bu istek, kaçnuldıginda artar, tatmin
edildiğinde de geçici olarak diner. İstek arttı mı, insanın gözü
kör olur dünyaya karşı. Bütün öteki ilgiler o anda ölür ve yapılacak
hareketler sonradan delilik gibi görtlnür işleyene. Masada elma
yemek istemeyip de bahçeye çıkıp elma çalan çocuk gördüm, oysa
[ 17
masadaki elmalar olgundu; bahçedekilerse, ham.
Görülüyor k i , Russell, elma çalan çocuk örneğiyle,
cinsel cinayetlerden. ırza geçmelerden; cinsel
perhizi öneren, cinsel düşünceyi "müstehcenlik"le, "edebe
avkırılık"la sııclavan ahlâkı sorumlu tutuyor. Bu
•ahlâkla o suçlar arasında nedensellik "sebep-sonuc"
ilişkisinin bulunduğunu anlatmak istiyor. İşlenen bir
cinsel suçtan geleneksel ahlâkı ve o ahlâkı savunanları
sorumlu tutuyor.
Oswald Sclnvarz, Cinsiyet Psikolojisi adlı kitabında,
"Cinselliğimizin fiziksel ve heyecansal olmak
üzere, iki öğeden oluştuğunu; başlangıçta ayrı yönlerde
gelişen bu öğelerin cinsel olgunluk çağında dengeli ve
uyumlu bir birlik sağladığım" belirttikten sonra der ki:
Fiziksel dürtü ilk yatılmalarını ihlilâmla sonuçlanan rüyalarda
ve istimnanın ilkel şekillerinde bulur. Daha sonra, ergenlikle,
bu dürtü tamamıyla içsel olmaktan çıkar ve dıştan gelen bir uyarmanın,
kadın vücudunun etkisi allında kalır. Daha Önce gördük:
Fahişe, ruhsuz bir vücutlun Bunun sonucu olarak, yeni bir arzuyu
tatmin eder. Bundan başka, kişisel olmaktan [anlamıyla uzak bu
ilişki, işe yeni başlayanlara aşk denen güç sanatı öğrenmek olanağım
sağlar.
.... Fahişelerle cinsel münasebetlerin kurulması zonınlu
bir aşama değildir. Fakat bu münasebetler, cinsel gelişme doğrullusunda
yer alırlar. Bu, birçok gencin, normaller de dahil, biranda
çözmekte büyük zorluklarla karşılaştıkları bir sorunun yarım çözümlenmesidir.
Şimdi, bu metodolojik prensibe göre, yeni bir cinsel münasebet
şeklini, "ilişki"yi inceleyeceğiz. Günlük konuşmada bu
deyim, biraz yeisiz bir anlamda kullanılır. Daha İyisini bulamadığımız
için, çok önemli bir işi belirtmek amacıyla bu deyime leknik
18
bir anlamda yer vereceğiz. Bu deyimle, sevilen bir kimseyle, evlilik
dışında kurulan cinsel münasebeti belirteceğiz. Çocuklukta ve
ergenlikte gerçekleşen cinsel gelişme, yavaş yavaş ve metodolojik
bir şekilde, bireyin vücudunu, ruhunu, evliliğin cinsel olgunluğuna
hazırlar. Fahişelerle münasebetleri genç adama ilk başarısızlıklarını
sağlar. İlişki ise. ona yepyeni bir tecrübe yapma olanağını
verir. Bu ise. heyecansal ilişkidir; bir başkasına "ait olma"dır.
Genç adam. geçmişte, bir oyun arkadaşı, daha sonra da. bir
fahişenin müşterisi olmuştur. Şimdi ise. gerçek bir partner
olmaktadır. Her şeyden önce, kişisel ve heyecansal mahiyetteki bu
ilişki tüm varlığı sarar. İlişki, genç adamın uzun ve çetin evlilik
hayatı yolculuğuna çıkmadan önceki son duraktır. Bundan başka,
ilişki, kesin bir bağlantıdan önceki prova şeklidir.
Bir fahişeyle kurulan münasebetin üç karakteristik Özelliğinin
(bilinmezliğin, zaman kısalığının ve anlamsızlığın) bu yeni
münasebet şeklinde nasıl değiştiklerini incelemek ilginç olur. Burada,
"bilinmezlik" karakterine rastlanmaz. Genç kız burada, bir
adla çağrılır. Belki de sadece kendi adıyla, dostluğu ifade eden
küçük adıyla çağrılır. Fakat ne olursa olsun, bir ad taşır. Bu ad ona
kişilik kazandırır. Onu kişisel ve yerine bir başkası konamaz bir
varlık halinde kendisine tanıtır.
Burada, zaman çok daha önemli bir rol oynar. İlişkiler
sınırlıdırlar. Fakat bir süreklilik gösterirler. Bununla beraber, ilişkilerin
günün birinde sona erecekleri Önceden belli olur. Bu, önemli
bir belirtidir. İlişkilerin genel dokularım ve ayrıntılarım her birini
Özelleştiren şey. sonlarının nedenleri ile beraber var olmaları
gerçe ki iğidir. Bu ilişkilerden bazılarının ancak âşıklardan birinin
ölümü ile yok olduklarım biliyorum. Yalnız, bu halde, ölüm, ilişkiye
ayrılan zaman bitmeden kendini gösterir. Bu serüvenlerin
uzamalarım etkileyen ve çok görülen bir başka neden de. evlilik
korkusudur. İnsan, Özellikle,evlilik korkusuyla bu hazırlık mahiyetindeki
cinsel münasebet şekline dört elle sarılır. Yalnız bu tür, bir
ilişki olmaktan ziyade, canlı bir kadavraya benzer. Şüphesiz, dış
koşulların, çoğu zaman, evlenmeyi Önlediğini biliyorum. Fakat bu
haller, psikolojik hiç bir önem taşımazlar. Çünkü, engellerin çoğu,
biraz çaba ve iyi niyetle aşılabilir. Normal olarak, ilişki, evlilik
19
amacım gütmez. İşin böyle cereyan ettiği izleniminin taşındığı
durumlarda, ilişkinin kaybolmak üzere olduğunu söylemek daha
doğru olur. ilişkiyi uzatmayı ve sürekli bir hale getirmeyi istemek,
ilişkinin gerçek mahiyetine aykırı hareket etmek demektir. Dolayısıyla,
hiç değilse, çoğu hallerde, bu davranış, büyük bir
yanlışlığa yol açar. Gerçekten, partnerler mutlu olmak için kısa süreli
bir ilişki konusunda anlasa ma mazhklara düşebilirler. Bununla
beraber, sürekli ve kesin bir ilişki, onlar için, tamamıyla çekilmez
bir şey olabilir. Âşıklar geçici olarak aralarında bir ilişki kurduklaıııu
bilselerdi, birbirlerini üzmekten uzak kalırlardı. Sadece hayatlarının
kısa bir zamanı için beraber yürümek olanağı kendilerine
verildiği için, aşklarının şaşmaz kanunu onları birbirlerinden koparıp
ayıracaktır.
ilişki, birçok nedenlerle olduğu gibi, onlardan birinden
gelen bir nedenle de sona erebilir. lnsanlann çoğu, yaşlılık yüzünden,
artık bir işe yaramaz. Bazıları kazalarda can verir veya sıkıntıdan
ölür. ilişki aşka dayanır. Olgunluk yetersizliği ve tamamlanma
derecesi ne olursa olsun, aşk ilişkinin ruhudur. Böyle olunca,
aşk veya daha yerinde bir deyişle, aşkın heyecan unsuru günün
birinde ruhuyla birlikte sona erer. Bu serüvenlerden bazılan trajik
bir°şekilde sona erer. Şöyle bir Çin atasözü vardır: "Eğleniniz, iş
işten geçmek üzeredir." Bu atasözü her şey için, bu arada ilişkiler
İçin de doğrudur. Mutluluklanmn en yüksek noktasında olduklarını
düşünen âşıklar beklemedikleri bir huzursuzlukla karşılaşmaya
başlarlar. Bunun üzerine, onlar birbirlerine daha çok sokulurlar ve
ufka yaklaşmaya başlayan güneşin batmasını önlemeye çalışırlar.
Çok geç! Hayatlarının bir serüveni sona ermek üzeredir.
Demek ki; cinsel olgunluğa giden yol, Sehwarz'a
göre. şu duraklardan geçiyor: İhtilâmla sonuçlanan
rüyalar, istimna (mastürbasyon), fahişelerle ilişki.
sevgiliyle ilişki, evlilik. Aile biçimi ne olursa olsun,
evlilik içi ilişkiler her zaman kutsanmıştır. Çok tanrılı
dinler zamanında da evlilik vardı ve cinsel ayinler dışında
evlilik içi olmayan cinsel ilişkide bulunmak çoğu
zaman ölümle cezalandırılırdı. Tek tanrılı dinlerde ev-
20

lilik içi olmayan İter türlü cinsel ilişkiyi zina saymışlardır.
Schuiirz'ın cinsel olgunluğa giden yolda, evlilikten
önceki durak olduğunu söylediği "sevgiliyle ilişki"nin
zina sayılmaması yenidir. Türk Ceza Kanunu reşit olmayanlarla
evli kadınlar dışında herkese azalarıyla
cinsel ilişkide bulunmak hakkını veriyor. Ne yazık ki,
kanunun verdiği bu hakkı, dinin etkisinden kurtulmamış
olan ahlâk geri alıyor. Ahlâkın genç kızlar üzerindeki
etkisi, onların, cinsel ilişkiyi ne kadar hakları
olarak görseler de, bunu gerçekleştirmelerine engel
oluyor. Bu durumu VVilhelm Reich, Cinsel Devrim adlı
kitabında şöyle anlatıyor:
... Köylü gençler on üç, işçi gençlerse on beş yaşında
sürekli cinsel ilişki kurmaya başlamakladırlar. (Almanya'da)
Köylü gençler arasında, genç kız, bir dans salonunun kapısında
oğlanın gelip kendisini dansa çağırmasını bekler; duyusal
haz düşkünlüğünün alabildiğine ortaya vurulduğu danstan sonra,
delikanlı, kızı çalılıklara götürür. ("Çalı dibi çok adam kaldırır"
sözü dununun bizde de aynı olduğunu gösteriyor. GA.) Orada
sevişirler. Gebeliği önleme çareleri bilinmez, onun yerine yanda
kesilen sevişmeye başvunılurya da çocuklar kocakanlara aldırılır.
Gençlik örgütleri (Almanya'da) çoğu kez kıskançlık gösterileri
ve .sövgülü dövüşlerle yıkıldı. Sonımlu gençler arasında iki
türe rastlanıyordu: Harama el uzatmayanlar ile doğal kurallara
uygun cinsel etkinlikte bulunanlar. Birincilerin, cinsel eş buldukları
an, ülkü savaşçılıklarının tavsadığı görülüyordu. Hattâ, bir sürü
genç, örgüte cinsel eş bulmak İçin giriyor, bulduğu an çekip
gidiyordu.
Oğlanlarla kızlar, çoğu zaman, "önlerine fırsat çıkmadığı
için" uzun süre, cinsel ilişki kurmadan "arkadaşlık etmektedirler".
Bunun başka bir nedeni de, iç yasaklama, örneğin güçsüzlük korkusudur.
Genç kızlarda cinsel ilişki korkusu kişiliğin aynlmaz bir
parçası haline gelmiştir: Oğlanlar sevişmek İster, kızları buna İte-
22
ler, berikilerse, her türlü cinsel oyuna izin verir, doğal kurallara
uygun birleşmeye yanaşmazlar; dolayısıyla, her tanrının günü sinir
nöbetleri, hüngür hüngür ağlamalar görülür.
Sinir bozuklukları, özellikle genç kızlar için, çok önemli
bir sorun yaratır. Çünkü, spor yapan gençlerde cinsel içgüdünün
bilinçaltına itilmesi daha belirgindir ve spor çoğu zaman cinsel
yaşamı kösteklemek için yapılır.
Çocuklar için açılan yaz kamplarıyla dinlenme yerle-riııde
de şu iki belirgin görüntüye rastlanır; Bir yandan geniş bir cinsel
özgürlük. Öte yandaysa, çoğunlukla bütün topluluğun altını üstüne
getiren patlamalara yol açan çatışkılar.
Kızlar, çoğunlukla, erkek arkadaşlarını ya da herhangi
bir erkeği acı acı arzuladıklarını, ama ne yazık ki, sevişme ânı
gelip çattığında, dayatıcı olduklanm gördüklerini söylerler. Düşsel
yaşamdan gerçek cinsel etkinliğe (faaliyete) geçememektedirler.
Gilbert Toıdjnmıı. Seksoloji için Anahtar adlı
kitabında içgüdüyle ahlâk arasındaki çalışmanın yeniyetmeler
üzerindeki etkisini aşağıdaki satırlarla anlatıyor.
Bu etkiler toplum için övünülecek şeyler değilse,
ahlâkı yeni temellere oturtmak gerekip gerekmediğini
düşünmenin zamanı gelmiş olsa gerektir.
"Yeni yetişme"de cinselliğin -kendine özgü çatışkılarla,
uyumsuzluklarla ve bastırmalarla- örgütlenmesi, cinsel dürtülerinin,
onları kanal ize edip düzenleyen biyolojik ve toplumsal mekanizmalarının
birbirlerine ters düşen gereklerine bağlıdır.
Bu ters düşme, bizim Batı uygarlığımızda olduğu kadar
lıiç bir çağda bu denli su yüzüne çıkmış değildir. Karşıtlık şundan
patlak veriyor:
Bir yandan, seks -görünüşte- alabildiğine serbesttir; bir
yandan da, aslında, gerçekte, seksi yasaklayan baskıların etkisi
egemendir.
Ne yazık ki, bastınp içine atma yalnız içgüdüsel sınırda
kalmıyor. Yag lekesi gibi yayılıp genişleyerek zekâyı ve imgeleme
gücünü kaplıyor. Onlann özlerini kurutuyor. Duygusallık dengesini
bozuyor. Okul, aile ve meslek yaşantılannda uğursuz yankılan
23
oluyor.
Artık nevroz kapıdadır, işte, genç kızlarda zihinsel iştahın
yitmesi ve her tür "sürçme" nevrozlarının mekanizması budur. Bu
tür olgularda kendini cinsel alanda dile getirememek zekâyı
körletir. "Yeni yetişme" yüksek düzeyde zihinsel bir donatıma
sahip olsa bile, tartışmalarda ve yarışmalarda başarısızlığa uğrar.
Bir problemin terimlerini karıştırır; ayrıntılar içinde boğulup kalır;
mesleksel olanaklarım yüzüne bulaştırır; sevdiğini kendinden
soğutur. Nedeni çok acı: Çünkü, o. Gidi pus kompleksinin
başkaldırması korkusundan ancak böyle başarısızlıklarla kendini
kurtarmaktadır. "Ben" artık özgür değildir; bilinçaltı düşlemlerinin
ve kaprislerinin elinde bir oyuncaktır o.
Ama baskı altındaki bu cinselliğin de güçlü bir saldırganlık
patlayışı var. Eğer dile gelebilmesi yasaklan m ışsa, şurasından
burasından patlak verir; uyumsuzluk, suç işleme, beyaz zehir alışkanlığı...
gibi biçimlerde çıkar ortaya.
İnsanın psikoseksüel gelişmesi ve ruh sağlığı
için evlilik Öncesi cinsel ilişkisinin şart olduğunu öne
süren bütün bu yazarlar ahlâksız mıdır? "Ne? Kızımı
yabancı bir erkekle mi gördün?- diye çığlığı basan anababalar
için bu somya "Evet" cevabı verilebilir. O anababalar
bu yazarları dinsizlikle de suçlayabilirler. Çünkü,
dine göre, evlilik içi olmayan her türlü cinsel ilişki
zinadır. Türk Ceza Kanunu evli kadınlar dışında reşit
olan herkesi serbest bırakmış bu konuda. Ama kızının
yabancı bir erkekle gezmesindense ölmesini "evlâ"
bulan ana-babatarm ahlâkını, yani din ahlâkını da 426,
427, 428 ve 576'ncı maddelerinde himaye etmiş. Kanun
bir yandan kişiye cinsel ilişkide bulunmayı hak
olarak tanırken, öte yandan, bu konuda bir kitap okumasını,
film seyretmesini yasaklamış olabilir mi? Mantıken
olmaması gerekir. Çünkü, bu takdirde, kendi kendisiyle
çelişmiş olur. Böyle bir tutum, bir meslek edin-
24
mek için 15-20 yıl okumak zorunda bırakılan gençleri,
cinsel bilgileri edinmek ve cinsel hayatı tanımak bakımından,
karanlığa, bilgisizliğe, suçluluk duygusuna.
ruhsal iktidarsızlığa iter. Üzülerek belirtelim ki, dinin
ve din ahlâkının temsilcisi olan ve ülkemizin basına bir
r
felâket olarak çökmüş bulunan MSP, iki koalisyon döneminde
de Adalet Bakanlığı'nı ele geçirerek, Türk
Ceza Kanununun yukarıda anılan ve çağ dışı olduğu
için artık kaldırılması gereken maddelerini daha büyük
bir hırsla uygulatmaya koyulmuştur. Türkiye gibi lâik
bir ülkede 426 ve müteakip maddelerle 576. maddede
sözü edilen ahlâkın, dinî ahlâk olmaması gerekir. Savcılarımızın
ve yargıçlarımızın bu konuda uyanık bulunması,
sözü edilen maddeleri bu açıdan yorumlamaları,
hukuka bir istikrar kazandırarak, ülkemizi dinci
siyasî partilerin zararlı etkilerinden koruyabilir.
Galile, "Dünya dönüyor" dediği için ölüme
mahkûm edilmişti. Sözünü geri alırsa, affedileceği söylendiği
zaman, bir an için geri almış, ama sonra yine.
"Ne yapalım ki; dönüyor" demişti. Galile tarihten bir
örnektir. Bugünkü Türkiye'de ise, binlerce, on binlerce
Galile vardır. Ölüme meydan okuyan GalileTer, "bugün
var. yarın yok" olan üc buçuk siyasîye pabuç bırakır
mı?
Bugüne kadar yürürlükte olan cinsel ahlâkın,
aslında "cinsel ahlâksızlık" olduğu ortaya çıkmıştır.
Gerçek cinsel ahlâk, cinselliğin özüne uygun olan ahlâktır.
Batı'da eski ahlâk bir yana bırakılmış, yeni ahlâk
aranmaya başlanmıştır. Doğu ise. haremleriyle, cinsel
perhiz ve tek evlilik (monogami) ahlâkını zaten pratikte
inkâr etmiş, "BinbirGece" hayatı yaşamıştır. Şimdi,
25
yeni cinsel ahlâk, hem düşünce planında, hem de hayatta
(fiilen, yaşanarak) araştırılmaktadır. Nitekim. Açık
Evlilik adlı kitapta yeni bir ahlâk ve yaşama yöntemi
öneren Nena O'NeilI - George O'Neill çifti şunları
yazmaktadır:
"Evlilik: Bir efendi, bir hanını ve iki tutsak; toplanı iki
kişiden oluşan bir topluluk." Evlilik hakkındaki btı alay dolu tanını,
bu yüzyılın başlarında Amhrose Itlerce tarafından yapılmıştı.
Evlilik konusunda bu tip acı yorumlar yeni değildir. Yüzyıllar
boyu, nice zekâlar şöhretlerini bu konu üzerine kurmuşlardır. Fakat,
son yirmi yıl içinde insani ktınımlanıı bu en saygıdeğer olanı,
gitgide birçok saldınya uğramaya başlamıştır.
Ve bu da, İğneleyici kalemlerin yazılarından İleri gelmemektedir.
Evliliğin kusurlu yanlan şimdi, sayılan her gün biraz
daha artan boşanmışlar, evlilikte mutluluğu bulamayanlar ve büyüklerin
mutsuz denemelerine tanık olan gençler tarafından korkusuzca
dile getiriliyor. Bu da yetmiyormuş gibi. bu kimseler evliliğe
karşı çıkmakla kalmıyor, daha da ileri giderek onun gerçekliğini
inkar ediyorlar. Boşananlar, çoğu zaman, bir daha evlenmemeye
yemin ediyor, evlilikte mutluluğu bulamayanlar, böyle bir
birleşmenin dışında bir arkadaşlık aramaya çıkıyor; gençler ise, diş
fırçalarını aynı bardağa koyarak ve posta kutusuna her iki tarafın
da ismini yazarak, kanun dışı bir hayata başlıyorlar. Evli çiftlerin
büyük tjir çoğunluğu ise, can sıkıntısı içinde, evliliğe sırf getirdiği
kolaylıklar yüzünden katlanıyor ve buz gibi soğuk ve katı bir hayat
tarzı sürdürüyorlar.
Evliliğin gerekliliğinden kuşkusu olan kişiler, bazı düşüncelerinde
oldukça haklıdırlar. Evlilikte mutluluk şimdi çok uzaklarda
görünen bir serap gibi... Biz yaklaştıkça o uzaklaşıyor ve
gittikçe daha ötelere kaçıyor sanki. Hemen her üç evlilikten biri
boşanmayla sonuçlanıyor ve araştıncılara göre, evliliklerin yüzde
yetmiş beşi sallantıda. Bu araştırmaları gören çoğu kimse, haklı
olarak, kişisel bir denemeye girmekten kaçınıyor. "Her istenildiği
anda kolayca teslim edilen cinsel ilişkileri ve hür ahlâk ve namus
anlayışını benimsemiş olan bu dünyada evlenmek niye? Neden
sadece iki kişi birlikte, yada bazılanıun İleri sürdüğü gibi, birçok
26

kişiyle beraber yaşanmasın? diyorlar.
Gençler "grup lıaünde evlilik"] deniyorlar; evli çiftler bir
geceliğine eş değiştiriyorlar, sinema yıldızlan bir zamanki gizli
İlişkilerinden şimdi kamu önünde açık açık bahsediyorlar. Düşsel
ya da gerçekçi öğretileri olan, değişik şekil ve büyüklükteki
toplulukların bazıları serbest cinsel ilişkilere izin veriyor; bazılan
ise, nikâh dışı bile olsa, tekevülik tarafım tutuyor. Evliliğin
getirdiği birtakım baskılan beğenmeyen genç kadınlar evlenmeye
hiç yanaşmıyor. Bazılan, bekâr anneler olarak, büyük bir cesaretle,
çocuklarım kendi başlarına büyütmeyi tercih ediyor. Çünkü artık,
evli olmayanlar bile.evlât edinebiliyor.
Diğerlerine gelince, bu sorunun cevabını çok evlilikte
arıyorlar. Üçlü birleşmeler, yaşama kolaylığı bakımından, hayli
benimsenmiş durumda. Monogamiyi, yani tek kişiyle evliliği tercih
edenler bile. boşanma ve yeniden evlenmelerle bir poligamisi
(yani çok kişiyle evlenen) kadar kadın ya da erkek değiştirmiş
oluyor. Sayılan gittikçe çoğalan kadın ve erkekler ise, her hangi
bir birleşmeyi meşrulaştırmak tarafına gitmeyip art arda evlilik dışı
birleşmelerle yaşamayı yeğ tutuyorlar. Bu dununda, bildiğimiz
tarz, eski moda evliliğe rağbet eden yegâne kişiler eşcinseller (homoseksüeller).
Zira artık, aynı cinsiyetten iki kişinin rahatça nikâhım
kıyabilen din adamları bulabiliyorlar.
Parçalanan evlilik kurumunun böyle sayısız sonınlanyla
karşılaşan ruhbilimci (psikolog), toplumbilimciler (sosyolog) bildiğimiz
geleneksel evliliği koruma bakımından, her zaman uygulayıcı
olmamakla beraber, bir takım acıklı ve düşsel önerilerde
bulunmuşlardır. Örneğin, Roberl Himmet, iki çiftin, çocuklanyla
beraber birleşik bir evlilik kurmalarının, böylece seks, lıis ve maddi
olanak yönünden bütün varlıklarım birleştirerek, evlilik zevkini
bir nevi iki katına çıkarmayı öneriyor. İsveç'teki bazı deneylerde
ise. kadın ekmek parası kazanmak İçin dışanda çalışırken, kocanın
evde çocuklara baktığını görüyoruz. Bir çok ailenin bir araya
getirilmesi tezi öne sürülüyor, aynı zamanda çocukların yetiştirilmesi
İçin devletin yuvalar ve kreşler açması öngörülüyor. Birinci
şıkta, gıınıp lıaünde dayanışına, arkadaşlık ve çocuk büyütme
sorumluluğunun herkese aynı derecede dağıtılması; ikinci şıkta ise.
28
anne ve babaların, günlük çocuk bakımı derdinden kurtarılması
Önerisi var. Yaşa ve olgunluğa göre, çocuksuzluktan, çocuk
doğurmaya kadar evlilik safhaları için birtakım teklifler var.
Bazıları daha da ileri giderek, doğum konrolu için sert tedbirler ve
evii-ük müsaadesi alabilmek için önceden gerekli olan bazı şartlar
ileri sürüyorlar. Hattâ, beş yıldan yirmi yıla kadar süren ve
istendiğinde uzatılabilen evlilik anlaşmaları bile teklif edilmiş.
Bütün bunlar gösteriyor ki; Tann'nın birleştirdiğini
insanların ayıranıayacagına inananlar bile.
"Uçkurunu sıkı tut!" diyen din ahlâkına artık kulak asmamakta,
kendi duygu ve düşüncelerine göre yasayarak,
ahlâklarını da kendileri yaratmaktadır. Türkiye'de
de durum başka türlü değildir. Daha düne kadar "edebe
aykırı" hareket sayılarak cezalandırılan "alenen öpüşme",
televizyon sayesinde küçük çocukların bile sık sık
gördükleri "ahlâka uygun" bir hareket olmuştur. Yankı
Dergisi'nin, üniversite gençleri arasında, bir zaman
önce yaptığı anketin sonuçları, üniversiteli kızların %
23,3'ünün; erkeklerin ise, % 84,3'ünün evlilik öncesi
cinsel ilişkide bulunduğunu ortaya koymuştur. Bizim
kanımızca, kızlarda bu oran daha yüksektir. Yankı Dergisi,
"onunun tabu niteliğini muhafaza etmesi" yüzünden
anket formlarının pek çoğunun bos bırakıldığını
yazmaktadır. Bu bakımdan, büyük bir ihtimalle, cinsel
ilişkide bulunduğunu, anket formuna olsun, açıklamaktan
çekinen kızlar bu çekingenliklerini yenebilselerdi,
bu oranın daha da yüksek olduğu görülecekti. Bu oranın
kültürsüz kızlarda (özellikle *işçi kızlarda» daha
yüksek olduğunu Kinsey raporundan biliyoruz.
Bütün bunlar, evli kadınlar dışında reşit olan
herkese azalarıvla cinsel ilişkide bulunma hakkını ve-
» >
ren ve böylece din ahlâkına göre daha açık r görüş2lü^9lan
Türk Ceza Kanununun 426, 427, 42S ve 576'ncı
maddelerinin de aynı lâik anlayış içinde yorumlanması
gerektiğini ve geleneksel ahlâkın pratikle aşılmakla
olduğunu ortaya koymaktadır.
Öte vandan, büvük şehirlerdeki otellerin büvük
bir çoğunluğunun randevu evi olarak işletildiği doğruysa,
gençlerin kendi aralarında ilişki kurmasını önleyen
her tutum (söz gelişi, bu kitabın toplatılması) erkekleri
fahişelerin kucağına; kızları ise, fahişeleşmeye iter.
Bunun hangisinin daha ahlâki olduğu da en budala insanın
bile anlayacağı kadar acıktır.
Sevgisiz Cinsel Birleşme
Hayvanca Bir Şey Midir
Osvvald Sclmarz'ın belirttiği gibi, erkeğin cinsel
olgunluğuna giden yolda, boşalmayla sonuçlanan
rüyalar, mastürbasyon, fahişelerle ilişki, sevgiliyle ilişki
ve evlilik aşamalarından geçilmektedir. Bu aşamaların
ilk üçünde, cinsel ilişkiye insanî karakterini veren heyecansal
öğe bulunmamaktadır. Gençler arasında ilişki
kurulmasını önlemeye çalışmak, bu bakımdan, cinsel
ilişkinin insani karakterini kazanmasını önlemeye çalışmakla,
yani onu hayvanileştirmekle bir ve aynı şeydir.
Kaldı ki, sevgiyle cinsellik ayrı şeylerdir.
Freud'un, sevginin, hedefinden sapmış cinsel dünü
olduğunu söylemesinden bu yana köprülerin altından
çok su aktı. Sevgi ile cinselliğin ayrı şeyler olduğu gibi,
sevgi ile aşkın da başka şeyler olduğu kesine yakın bir
şekilde öne sürüldü. Theodor Reik diyor ki:
Seks. bir içgüdü, biyolojik bir İhtiyaçtır; bedene bağlıdır,
30
organizmada doğar. Açlık ve susuzluk gibi, organizma içindeki
kimyasal değişmelerin şartlandığı büyük dönülerden birisidir.
Cinsel gücü (libido) yalnızca kimyasal terimlerle düşüneceğimiz
günler uzak değildir. Cinsel dürtü iç salgılara bağlıdır. Cinsel organlarla
diğer şehevi duygu bölgelerinde yerleştiği söylenebilir.
Amacı, bedensel bir gerilimin onadan kaldırılmasıdır. Doğuşta
nesnesizdir. Sonraları, cinsel nesne bu gerilimi onadan kaldıran
araç olur.
Sevgide bu niteliklerin hiçbirini bulamayız. Eğer sıradan
erkeklerle sıradan kadınların, sevginin yürekte bulunduğu yolunda
düşüncelerini kabul etmezsek ona bir yer veremeyiz. Bu duyguyu
hissetmeyen milyonlarca insan olduğu ve böyle bir şeyin bilinmediği
pek çok yüzyıl -dolayısıyla pek çok kültür örnekleri- bulunduğu
için, bunun kesin biyolojik ihtiyaç olmadığı sonucuna varılır.
Bundan sonımlu olan iç salgılardan ya da belirli bezlerden söz
edemeyiz. Seks, başlangıçta nesnesizdir. Sevgi ise, kesinlikle nesnesiz
değildir; bir "ben" ile bir "sen" arasında çok belirli, duygusal
bir ilişkidir.
Seksin amacı nedir? Az önce söylediğimiz gibi, bedensel
bir gerilimin ortadan kaldırılması, bir boşalma. Sevgi dediğimiz
tutkunun amacı nedir1' Bedensel bir gerilimin onadan kalkması,
rahatlama. Boşalmayla rahatlama arasındaki bu karşılaştırma sonucu,
en kesin farklılıklardan biri onaya çıkmaktadır. Seks, doygunluk;
sevgi ise, mutluluk arar.
Cinsellik, insanlar ve hayvanlarda ortak, tabii bir olay
olarak görülür. Sevgi, kültürel gelişmenin sonucudur ve bütün
insanlarda görülmez bile. Cinsel dünü gittikçe artan ve azalan
dalgalanmalara bağlıdır. Bu, daha çok hayvanlarda göze çarpmakta
ve insanlardaki ilk varlığının kalıntıları da kolayca fark edilebilmektedir.
Sevgide böyle bir şey yoktur. Seks, nesnesi konusunda
umursamaz olabilir; sevgi olamaz. Sevgi, her zaman kişisel bir
ilişkidir... Bu. seks için zorunlu olarak böyle değildir.
Bu parçada dikkat edilmesi gereken iki nokta
var: Birincisi, sevgiyi milyonlarca kişinin hissetmediği;
ikincisi, sevginin kültürel bir gelişmenin sonucu olduğu.
Bunlardan çıkaracağımız anlam, ne kadar cinsel
31
ilişkinin sevgisiz olmamasını islesek de, sevgiyi hiç
hissetmeyen bu milyonlarca insanın yanısıra, sevgiyi
hissettikleri halde cinsel nesneleri başka olan milyonlarca
insanın da sevgisiz cinsel ilişkide bulunduğu gerçeğidir.
Bunlara, birde, gerçekte "âşık" oldukları halde,
sevdiklerini sanan milyonlarca insanı eklersek, insanların
büyük bir çoğunluğunun zaten sevgisiz birleştikleri
sonucunu çıkarabiliriz.
Ericlı Froıııın, Sevme Sanatı adlı nefis kitabında
"âşık" olmanın sevme demek olmadığım şöyle
anlatıyor:
Sevgi konusunda öğrenilecek bir şey olmadığı sanısını
doğuran üçüncü bir yanlış tutum da, başlangıçtaki "âşık olma"
eyleminin, sürekli sevme, daha doğru bir deyişle, "sevgi içinde
olma" durumuyla kanştınlmasıdır. Birbirlerine hepimizin şu anda
olduğumuz gibi, yabancı olan İki kişinin, aralarındaki duvar
yıkılır, bu iki kişi birbirlerine karşı yakınlık duyar, bir olurlarsa, bu
bir olma ânı. yaşamın en baş döndürücü, en çok heyecan veren
anlarından biri olur.
Herkesten kopmuş, yanlış, sevgisiz insanlar için daha da
güzel, daha da inanılmaz bir şeydir bu. Bu inanılması güç yakınlaşma,
cinsel çekme ya da birleşmeyle başlar ya da birlikte olursa,
daha da kolaylaşır. Bununla birlikte, salt böyle olduğu için, sürekli
değildir bu çeşit sevgi, iki kişi birbirini daha iyi tanıdıkça, yakınlıktan,
inanılmazlığını gitgide yitirir; sonunda düşmanlık, umut
kırıklığı, birbirinden bıkma duygusu, başlangıçtaki coşkudan ana
kalan her şeyi götürür. Oysa, başlangıçta bütün bunlar hiç bilinmez;
aslında, o coşkun tutku, bir biri için "deli" olma, sevginin
koyuluğunun kanıtı sayılır; bu, olsa olsa, sonradan gelecek yalnızlık
duygusunun koyuluğuna kanıt olabilir.
Peki. diyeceksiniz. Ericlı Fromm'a göre, sevgi,
gönlünü birisine kaptırmak, "âşık" olmak değilse, nedir?
iste Ericlı Fromm'un cevabı:
32
Sevgi bir etkinliktir; edilgen bir olay değildir; bir sevin
İçinde olmaktır, bir şeve kapılmak değil. Sevginin etkin özelliği,
en genel biçimiyle şöyle tanımlanabilir:. Sevgi, vermektir, almak
değil.
Vermek nedir? Çok kolay gibi gelse de, bu sorunun yanıtlanması
karışıklıklar, belirsizliklerle doludur. Btı konuda en büyük
yanılma, vermenin, bir şeyden Vazgeçmek", ondan yoksun kalmak,
o şeyi birisinin uğruna vermek diye anlatılmasıdır. Kişiliği
gelişmemiş, alıcılık, sömürücülük ya da istifçilikten Öteye geçememiş
birisi, verme eylemini böyle anlar. Tüccar anlayışlı kimse,
vermeye hazırdır, ama ancak bir şey almaya karşılık; bir şey almadan
vermek onun gözünde kandınlmak demektir. Yaradılıştan
yaratıcı olmayanlar vermeyi bir yoksullaşma sayarlar. Bu yüzden,
böyle kimselerin çojtı, vermek istemez. Bazılan da, bir şey uğruna
vazgeçme anlamında vermeyi bir erdem sayarlar. Salt, vermek acı
verici olduğu için vermelidir kişi, derler; vermenin erdemi onlar
için, bu bir sev uğrana vazgeçme olayının benimsenmesidir. Onlara
göre, vermenin almaktan daha iyi olduğu kuralı, yoksulluk acısının
alma sevincinden daha iyi olduğu anlamına gelir.
Yaratıcı kişi İçinse, vermenin buna taban tabana zıt bir
anlamı vardır. Vermek, güçle dolu olmanın en iyi anlatımıdır.
Verme eylemi sırasında, gücümü, zenginliğimi, üstünlüğümü duyarım.
Bu yüceltilmiş canlılık ve doluluk yaşantısı beni coşkunlukla
doldurur. Kendimi taşıyor, harcıyor, yaşıyor, bu yüzden de coşkunluk
İçinde yüzüyor gibi duyan m. Vermek almaktan daha coşkunluk
vericidir; bir yoksullaşma oldugun-dan değil, verme eylemiyle
canlılığımın ortaya dökülmesindendirbu.
Bu ilkenin dognı olup olmadığını birçok özel olaya uygulayarak
anlamak güç değildir. En açık örnek, cinsel yaşamdadır.
Erkeğin cinsel eylemlerinin en yüce noktasında vermek vardır;
erkek, kendisini, cinsel organını kadına verir. Doygunluk anında,
kadına tohumlanın verir. Güçle doluysa, vermemezlik edemez.
Veremiyorsa, erkeklik bakımından güçsüzdür. Daha karışık olsa
da. kadın İçin de durum hemen hemen aynıdır. Kadın da kendisini
verir; dişiliğinin özüne giden yollan açar, alma eylemiyle verir. Bu
verme eylemini gerçekleştiremiyorsa, yalnız alıyorsa, soğuk bir
kadındır. Kadında verme eylemi bir kez daha çıkar onaya; bu da
33
sevişirken değil, anne olduğu zaman görülür. Anne, kamında büyüyen
çocuğa kendisinden bir çok şey verir. Vermemek onda acı
yaratır.
Maddeler evreninde, vermek, zengin olmak demektir.
Çok şeyi olan değil, çok veren zengindir. Bir şeyi yitirmekten
korkan istifçi, mhbilimsel bir dille söylersek, "yoksuldur"; ne
kadar çok şeyi olursa olsun, yoksul bir kimsedir. Kendisinden bir
şeyler verebilen bir kimse zengindir; başkalarına kendinden bir
şeyler bağışlar gibidir. Şu var ki, varlığını sürdürmek için gerekli
en ilkel ihtiyaçlarından başka şeyi olmayanlar maddesel şeyleri
vermenin sevincini duyamazlar. Oysa, gündelik olaylar, bize. kişinin
ilkel ihtiyaç dediği şeyin, kişiliğiyle birlikte, elinde bulunanlara
da bağlı olduğunu gösteriyor. Yoksulların zenginlerden daha
verici olduklarım herkes bilir. Gene de belli bir sınırı aşınca, yoksulluk,
vermeye engel olur; o zaman da, yalnız doğrudan doğruya
yarattığı acılar yüzünden değil, aynı zamanda verme sevincini de
yoksulların elinden aldığı için küçük düşürücü olur.
Bununla birlikte, en önemli verme eylemi, maddesel şeylerde
değil, insana özgü bir evrende yer alır. Kişi, başka birisine ne
verir? Kendisiaden verir, kendisinde bulunan en değerli şeyden,
yaşamından verir. Bu, o kimsenin hiç de yaşamını Öteki uğruna
harcaması demek değildir -kendi içinde yaşayanlardan vermesi
demektir; sevinçlerinden, ilgilerinden, anlayışından, bilgisinden,
nüktesinden, üzüntülerinden- içinde yaşayan şeylerin dışa dökülen
her türlü belirtisinden bir şeyler verir. Böylece, yaşamından bir
şeyler vermekle, karşısındakini zenginleştirir, kendisindeki canlılık
duygusunu uyandırarak karşısındakinin canlılığını artırır. Almak
için vermez; vermek, başlı başına, eşi bulunmaz bir sevinçtir.
Ama vermekle karşısı uda kinde bir şeyi canlandırmaktan kendini
alamaz; gerçekten verdiği zaman, bunun karşılığında kendisine
verileni almamazlık edemez. Vermek, karşıdaki insanı da verici
yapmak demektir; böylece her ikisi de ortaklaşa bir şey yaratmanın
sevincini bölüşürler. Verme eyleminde bir şey doğar: Bu eyleme
katılanların ikisi de, her ikisi için doğan bu yeni yaşantıya karşı
borçlu duyarlar kendilerini, özellikle, sevgiyi ele alırsak, bu, şu
anlama gelir: Sevgi, sevgi yaratan güçtür: Güçsüzlük, sevgi yaratamamaktır.
Bu düşünceyi Marx, "Evrenle olan ilişkileri de insanca
olsun; o zaman, sevgiye karşılık sevgi, güvene karşı güven vb.
34
bulursunuz. Eğer sanaltaıı zevk almak isliyorsanız, sanattan anlayacak
biçimde yetişmeniz gerekir; öteki insanları etkilemek
istiyorsanız, onlar üzerinde gerçekle uyarıcı, geliştirici bir etki
yarata-bilecek dununda olmalısınız. İnsanlar ve doğayla olan
ilişkileri-nizde, isteminizin nesnelleşmiş biçimi olan, gerçek,
bireysel yaşa-mmız ortaya çıkmalıdır. Sevgi uyandırmadan
seviyorsanız, başka bir deyişle, sevginiz o durumuyla sevgi
yaratamıyorsa yaşamam/ı seven hır kışı olarak; ortaya koyup d:ı
sevilebilir kimse olamıyor-samz. sevginiz güçsüzdür, bir
talihsizliktir." Oysa, vermek, yalnız sevgi konusunda almak
anlamına gelmez, öğrencileri de öğretme-ne bir şeyler Öğretir;
tiyatro oyuncusuna seyircisi şevk verir; lıasta-sı psikanalisti iyi
eder —ama bu, ancak kişiler birbirlerini düpedüz birer nesne
olarak görmez de, birbirleriyle candan, yaratıcı bir biçimde
ilgilenirlerse olur.
İşle bütün bu sebeplerle, birinci ve üçüncü baskılan
toplatılan bu kitap, bütün ana-babalara. öğretmenlere,
öğrenci velilerine, savcılara, bilirkişilere, muhbirlere,
kurulmuş ve kurulacak dinci partilere, onlarla koalisyon
yapacaklara, sevgisiz cinsel ilişkide bulunan
herkese "ithaf olunur.
GARANTİLİ
KIZ TAVLAMA
SANATI
KIZLARLA 6İRARADA BULUNUN
ahvede pişpirik ya da altmış altı oynayarak
kız tavlanmaz. Kız tavlayabilmek
için. onlarla tanışabilmek, tanışabilmek
için de onların bulunduğu yerlere gitmek, doğacak her
tanışma fırsatım değerlendirmek, hattâ bu fırsatı yaratmak
gerekir. Kadın piyangodan çıkmaz. Emekle, çabayla
elde edilir. Göstereceğiniz ilk caba. kızların nereye
gittiğini araştırmak olmalıdır. Bu kitabın hazırlanması
konusunda büyük ölçüde esinlendiğimiz ünlü Lâtin
şairi Ovidius, Sevişme Yolu adlı kitabında şöyle
diyor:
Biliravcının iyisi nerede tuzak kurulur karacalara.
Bilir bilmesine hangi boğazda vurulur azgın domuz.
Kuş hışlayan bilir dizim dizim kuşlar nereden gelir.
Balıkçı bilir balıkların toplandığı suları, öyle atar
oltayı.
Bunlar gibi senin de
Bulup çıkarman gerek kızların kaynağını.
Gerçektende, bu konuda. 0\id ius'un dediğini
yapmaktan başka çare yoktur. Köylerde kızlar su almaya,
çeşmeye ya da kuyuya gittiklerinde bir ağacın altına
39
oturmuş, kendilerini seyreden, kendilerine olan aşklarını
gözleri ve halleriyle ortaya koyan, fırsat bulduklarında
bunu söyleyen birkaç delikanlının bulunduğunu
görürler hep. Yan gözlerle kendileri de onları süzerler.
Şehirlerde, kız okullarının önündeki erkek kalabalığına
hiç bir şekilde engel olunamamaktadır. Okul önlerinde
bekleyin demiyoruz elbet. Kızlar nereye gidiyorsa oraya
gidin diyoruz: sinemaya, plaja, dans salonuna, tiyatroya,
çeşmeye, tarlaya... Gölge gibi dolaşmalısımz kızların
peşinde. Çünkü, Ovidius'un dediği gibi, biraz da:
İsje bunlar gibi gelir, süslenmiş püslenmis,
İnce kadınlar, dizim dizim oyunları görmeye.
Bana kalırsa;görmek, görünmek için gelirler.
. Görmek ve görünmek... Ne sadece görmek, ne
sadece görünmek. Hem göreceksiniz, hem görüneceksiniz.
Burada şu temel ilke yatıyor: İlk ilhki gözle .kurulur.
Bunun böyle olduğunu doğu illerimizin birindeki
bir lise doktoru yaptığı ankette ortaya çıkarmıştır.
Doktor, öğrencilere, başka sorularla birlikte, şu soruyu
sorar: "Karşı cinsten birisini gördüğünüz zaman ilk
önce neresine bakarsınız?" Dok-tor sanmaktadır ki,
erkek öğrenciler "Memesine", "Kalçasına", "Bacaklarına"
diye cevap verecek. Ama zarfları açtıkça cevapların
aşağı yukarı hep aynı olduğunu görür: Gözlerine! Şaşırmıştır.
Ona göre, gözün cinsiyetle pek ilgisi yoktur.
Cinsel olan memedir, kalçadır, bacaktır... Sonunda,
yukarıda açıkladığımız gerçeği yakalar: İlk ilişki gözle
kurulur!
Ünlü film yıldızı Barbara Bouclıet, "Erkekleri
40
GÖZLEKADINLARLA
İLİŞKİ KURWUM B A Y G I N B A K I Ş L A R
DÖNEMİ KAmNMtSTlR. KAPlNLARlN E R K E K L E R GİBİ
Ü Û Z - L E I L L P E O L A Y A KATILMÛCTKIACIMI pr. K l N S t y
IS
— Yattın mı, yatmadın mı?
— De ki yattım, de ki yatmadım. Bunun seni
sevmemle ne ilgisi var?
— Nasıl yok?
— Yatmadım.
— Yalan söylüyorsun.
— Yattım Öyleyse.
— Deli etme beni.
— Yatmadım öyleyse.
98
İYİ GİYİNİN
'akışsın şano giydiğin.
Benek benek toz toprak olmasın yeter.
Dilin paslı, dişlerin sararmış, kızarmış
olmasın:
Yüz/nesin ayakların, içinde kocaman ayakkabıların:
Saçların tepende diken diken, biçimsiz..
Saçın sakalın boz.uk düzen.
İş bilmez bir elden çıkmış, kesilmiş olmasın.
Uzamış, pis saklama tırnaklarım;
Kıllar sarkmasın burun deliklerinden.
Ağır kokular yayılmasın üstünden başından (...)
Bir hoppa kadınlar, birde
Erkek çocukların ardınca giden kötü erkekler yapar
Öbür süsleri.
diyor Oidlus. Bize de hemen hemen söylenecek bir
söz bırakmıyor böylelikle.
Elbiseyle vücut birbirini tamamlayan şeylerdir.
Vücuda uyanı, yakışanı seçmek gerekir. İyi giyineceğim
diye bir sürü masraf etmeniz gerekmez. Kısa
boyluysanız, takım elbise giymeyin; pantolonunuz ayrı,
ceketiniz ayrı kumaştan olsun. Takım elbise giyecek
olursanız, bol olmamasına, kumaşın çizgilerinin yukarıdan
aşağıya olmasına dikkat etmelisiniz. Ökçesiz a-
99
¥
yakkabı giymekten kaçınmalısınız. Kumaşınızın rengi
de teninize gitmelidir. Esmerseniz, acık renk; beyazsanız,
koyu renk seçebilirsiniz.
Giyimin çevreyle de ilgisi vardır. İş kıyafetiyle
balo kıyafeti nasıl ayrıysa, giyim de çevreden çevreye
öyle değişir. Elde edeceğiniz kadın, hangi çevreden,
hangi sınıftan, hangi yastansa, o çevreye, o sınıfa, o
yaşa uygun bir kıyafet seçmelisiniz.
Elbiseyle vücudun birbirini tamamladığını söylemiştik.
En iyisi, vücuda göre elbise giymek değil,
vücudu istenen, beğenilen normlara uydurmak, atletik
bir yapıya sahip olmaktır. Bunun için de yediğiniz şeylere
dikkat etmeniz gerekir. Unlu. şekerli, yağlı şeyleri
yememeye mümkün olduğu kadar dikkat etmelisiniz.
Tîmothy Lea, Cam Silicisine şöyle dedirtiyor:
Vücuduna iyi bak. Kock lludson'a benze diyen yok sana.
Ancak, göbeğin, pantolonun üstünden aşağı sarkarsa, kadınlara
kocalarını hatırlatırsın ki, bu da ayvayı yediğinin resmidir.
Yavruyu görünce göbeğini çek İçeri, şişir göğsünü. (...) Sabahları
kalkınca on, on beş dakika soluk alıp verme idmanları yapanın. Bu
İdman göğsümü genişlettiği gibi, midemdeki yağları da eritir.
100
IÇKIVI FAZLA KAÇIRMAYIN
Alkolün vücut üzerinde başlangıçta neşe,
enerji, rahatlık veren bir etkisi vardır,
k Sonradan, vücudu uyuşturur. Az alkol
cinsel gücü tahrik ettiği halde, çoğu öldürür.. İçkinin
gövde üzerindeki tahribatı en iyi. alkoliklerde görülür.
Alkolik adamın penisi yeterince dikilip sertleşmez.
Cinsel arzu duysa bile. cinsel ilişkiyi gerçekleştiremez
bu yüzden. Karısını (ya da sevgilisini) kısk
Profil
Mesaj Gönder
  icon icon
Tarih: Saturday 12 April 2008 Saat: 01:11:46  
avatar

BabacanGhost
Gönderdiği Mesaj: 1
Offline
vay be ne arşiv ama bunlara kim uyar be kanka
Profil
Mesaj Gönder
  icon icon
Tarih: Saturday 12 April 2008 Saat: 10:14:08  
avatar

babazaferx
Gönderdiği Mesaj: 1
Offline
vay beee çok iyi bir site arkadaşlar
Profil
Mesaj Gönder
  icon icon
Tarih: Sunday 13 April 2008 Saat: 14:24:40  
avatar

oluyum
Gönderdiği Mesaj: 5
Offline
çok mantıksız bir site oldugu belli
Profil
Mesaj Gönder
  icon icon
Tarih: Sunday 13 April 2008 Saat: 15:31:30  
avatar

dogukanaydin
Gönderdiği Mesaj: 4
Offline
Kankaaa ben bunları okuyana kadarrrr peheeee ölme ölme
Profil
Mesaj Gönder
  icon icon